24 Kasım 2013 Pazar

GEZİ STAJI

Gezi stajında Eskişehir’e 80km uzakta olan M.Ö 7.yy da kurulmuş Yazılıkaya-Midas şehri bulunan yeri seçtim.






Öncelikle gezi stajının amacı olarak bir yerleşkenin yerine ya da mekanlara mimari açıdan yaklaşımını ve çevresi ile olan ilişkisine bakmamız gerektiğini düşündüm.  Kendi şehrime sadece 80km uzakta olan Yazılıkaya’yı seçerek orası hakkında hem bilgiler edindim, hem de mimari açıdan yaklaşmaya çalıştım.




 

Burası hakkında biraz tarihi bilgiler vermek gerekirse;
M.Ö 8.yy da yapıldığı tahmin edilen ve tarihin en önemli yapıtlarından olduğu varsayılan bir yerleşimden bahsediyoruz. 


Tarihsel olarakta yaklaştığımızda zaten Anadolu’dan o kadar medeniyetlerin geçtiğini düşünürsek; burada olan özel yapıtların korunması sağlanması gerekiyor ve burası da özel olarak zaten bu konumda. Eskişehir’i de zaten 2013 Avrupa Kültür Başkent’i seçildiğini de düşünürsek Eskişehir bize geçmiş uygarlıklar hakkında bir takım veriler veriyor.



Yazılıkaya-Midas şehri dediğimiz şehirde Frig döneminin önemli eserlerinden olan Büyük Anıt direkt olarak göze çarpıyor. Anıtın üzerinde geometrik motiflerin ve şekillerin olduğunu görüyoruz. O dönemde de dini törenlerin yapıldığını öğreniyoruz.

Biraz daha tarihsel bilgilerden yararlanmak istersek bu yapılar hakkında şu bilgilere ulaşıyoruz;


19. yüzyıla değin bu anıttan fazla söz edilmemiştir. İlk olarak, 1800'lü yıllarda buradan geçen İngiliz subayı W.M. Leake tarafından keşfedilmiştir. Eskişehir üstünden Seyitgazi'ye, oradan da Hüsrev Paşa'ya ulaştıklarında, Kayaya oyulmuş, üstü yazılı anıtları gördüğünü belirtmektedir. Daha sonra tekrar gelerek anıtların üzerindeki yazıtları inceler ve yazıtlarda "Midas" adını gördüğü için anıta "Midas'ın Mezarı" adını verir. Bu şekilde ismi kalır.

19. yüzyılın ikinci yarısından sonra Anadolu'daki arkeolojik anıtlar üzerinde yapılan incelemeler artmaktadır. 1886 ve 1893 yılları arasında bu bölgeye gelmiş olan arkeolog Radet, Midas anıtının hemen altındaki yere Yazılıkaya Köyü'nün kurulmuş olduğunu bulur.

Bugün de görüleceği gibi Yazılıkaya Köyü'nün hemen üstünde antik şehir Akropol'ün kuzeydoğu cephesinde, püskürük bir kaya üzerinde Midas Anıtı, Akropol'ü çevreleyen sur duvarları, yeraltı merdivenleri, mezarlar, sunaklar, bitmemiş anıt ve çeşme bulunur.

Anıtın üzerinde henüz çözülmemiş üç yazıt bulunur.
Yazılıkaya üzerindeki Frig yazısı, M.Ö. 6. yüzyılda Örekliler tarafından terk edilen eski Arkaik Grek yazısını andırmaktadır.



Ayrı olarak ekleyebileceğimiz şey ise Midas Anıtı'nın 210 metre güneybatısında, kaya üzerine işlenmiş ikinci bir anıttır.


Anıtın üst kısmı oyulmuş, fakat alt kısmı işlenilmeden bırakılmıştır. Küçük Yazılıkaya Anıtı ile Midas Anıtı arasında oldukça benzer yanlar bulunmaktadır. Anıtın üst kısmındaki alınlık iyi durumdadır.
Çam kozalakları ve palmet motifleriyle süslenmiştir. Yüksekliği genişliğinden azdır. Anıtın dip kısmında dikdörtgen şeklinde iki girinti bulunmaktadır. Bu girintilerin üzerinde ancak gün ışığında seçilebilen, hayvan başına benzer figürler göze çarpmaktadır.

Bu şekilde biraz tarihsel geçmişinden sonra orada yaratılan ya da o dönem için yaşam için tasarlanan yerin günümüzde tarihsel olarak ne kadar bilgi verdiğini görebiliyoruz. Mimari için bence geçmişimizde nelerin nasıl oluştuğu ya da tasarlandığını düşünürsek gelecekte yapacağımız işler için bize yol gösterice de olabileceğini düşünüyorum.

Aslında kendi görüşüm bu yapıları gördüğüm zaman geçen sene gezi düzenlediğimiz Kapadokya’ya benzettim. Geçen sene işlediğimiz boşluklar ve doluluklar kavramını ele aldığımda burada da oluşan boşluklar ve yaşam alanları aslında bana bu benzetmeyi yapmamı sağladı.

Orada da insanlar yaşam alanları için aslında bir alan yaratıyorlar ve o dönem için kendileri için yatmak için alanların oluşması yemek yemek için alanların oluşması gibi birçok yaşam alanlarından bahsedebiliyorduk.

Burada da aynı şekilde bulunan bulgularda da göreceğimiz üzere üstte bahsettiğim bulunan yeraltı merdivenleri olsun çeşmeler olsun mezarlar olsun aslında bu tanıma biraz uyum sağladığını düşündüm. 

Bir iç mimar olarakta zaten burada yaratılmak istenen iç atmosfer ve inançlarına göre yaşam alanlarını oluşması bunlara en güzel örnek diyebilirim.

Aslında bu geziden ve benzerlik kurduğum Kapadokya’dan benim için önemli diyebileceğim şeyler şunlardır diyebilirim ki; tarihsel olarak uygarlıklar da aslında kendilerine hep yaşam alanları oluşturdukları oraya sahiplenerek doğayı kullanmaya başlamaları diyebilirim. Bunlara orada olan yazılarda diyebiliriz oluşturulmak istenen mezarlıklarda, yaşam alanları da aslında insanoğlunun istemeden de altında yatan sebep birşeylerin tasarlanması düşünülmesi diyebiliriz.

Son olarak diyebileceğim şey ise genelleyerek; o dönemlerde de insan olan şeyleri üstüne koyarak yaşamaya çalışması ve gelişen dünya ile birlikte istenilen ve ihtiyaç duyulan algıların her zaman gelişmesi olduğunu söyleyebiliriz. Bu o döneme ait özellikler değil aslında; insanoğlu günümüzde de teknoloji ile birlikte her zaman gelişen ve geliştirilmeye her zaman açık alanlar/yapılar oluşturulduğunu tasarlandığını söyleyebiliriz.











Hiç yorum yok:

Yorum Gönder