GEZİ STAJI
Gezi
stajında Eskişehir’e 80km uzakta olan M.Ö 7.yy da kurulmuş Yazılıkaya-Midas
şehri bulunan yeri seçtim.
Öncelikle
gezi stajının amacı olarak bir yerleşkenin yerine ya da mekanlara mimari açıdan
yaklaşımını ve çevresi ile olan ilişkisine bakmamız gerektiğini düşündüm. Kendi şehrime sadece 80km uzakta olan
Yazılıkaya’yı seçerek orası hakkında hem bilgiler edindim, hem de mimari açıdan
yaklaşmaya çalıştım.
Burası
hakkında biraz tarihi bilgiler vermek gerekirse;
M.Ö 8.yy da
yapıldığı tahmin edilen ve tarihin en önemli yapıtlarından olduğu varsayılan
bir yerleşimden bahsediyoruz.
Tarihsel olarakta yaklaştığımızda zaten
Anadolu’dan o kadar medeniyetlerin geçtiğini düşünürsek; burada olan özel
yapıtların korunması sağlanması gerekiyor ve burası da özel olarak zaten bu
konumda. Eskişehir’i de zaten 2013 Avrupa Kültür Başkent’i seçildiğini de
düşünürsek Eskişehir bize geçmiş uygarlıklar hakkında bir takım veriler
veriyor.
Yazılıkaya-Midas
şehri dediğimiz şehirde Frig döneminin önemli eserlerinden olan Büyük Anıt
direkt olarak göze çarpıyor. Anıtın üzerinde geometrik motiflerin ve şekillerin
olduğunu görüyoruz. O dönemde de dini törenlerin yapıldığını öğreniyoruz.
Biraz daha
tarihsel bilgilerden yararlanmak istersek bu yapılar hakkında şu bilgilere
ulaşıyoruz;
19. yüzyıla
değin bu anıttan fazla söz edilmemiştir. İlk olarak, 1800'lü yıllarda buradan
geçen İngiliz subayı W.M. Leake tarafından keşfedilmiştir. Eskişehir üstünden
Seyitgazi'ye, oradan da Hüsrev Paşa'ya ulaştıklarında, Kayaya oyulmuş, üstü
yazılı anıtları gördüğünü belirtmektedir. Daha sonra tekrar gelerek anıtların
üzerindeki yazıtları inceler ve yazıtlarda "Midas" adını gördüğü için
anıta "Midas'ın Mezarı" adını verir. Bu şekilde ismi kalır.
19. yüzyılın
ikinci yarısından sonra Anadolu'daki arkeolojik anıtlar üzerinde yapılan
incelemeler artmaktadır. 1886 ve 1893 yılları arasında bu bölgeye gelmiş olan
arkeolog Radet, Midas anıtının hemen altındaki yere Yazılıkaya Köyü'nün
kurulmuş olduğunu bulur.
Bugün de
görüleceği gibi Yazılıkaya Köyü'nün hemen üstünde antik şehir Akropol'ün
kuzeydoğu cephesinde, püskürük bir kaya üzerinde Midas Anıtı, Akropol'ü
çevreleyen sur duvarları, yeraltı merdivenleri, mezarlar, sunaklar, bitmemiş
anıt ve çeşme bulunur.
Anıtın
üzerinde henüz çözülmemiş üç yazıt bulunur.
Yazılıkaya
üzerindeki Frig yazısı, M.Ö. 6. yüzyılda Örekliler tarafından terk edilen eski
Arkaik Grek yazısını andırmaktadır.
Ayrı olarak
ekleyebileceğimiz şey ise Midas Anıtı'nın 210 metre güneybatısında, kaya
üzerine işlenmiş ikinci bir anıttır.
Anıtın üst
kısmı oyulmuş, fakat alt kısmı işlenilmeden bırakılmıştır. Küçük Yazılıkaya
Anıtı ile Midas Anıtı arasında oldukça benzer yanlar bulunmaktadır. Anıtın üst
kısmındaki alınlık iyi durumdadır.
Çam
kozalakları ve palmet motifleriyle süslenmiştir. Yüksekliği genişliğinden
azdır. Anıtın dip kısmında dikdörtgen şeklinde iki girinti bulunmaktadır. Bu
girintilerin üzerinde ancak gün ışığında seçilebilen, hayvan başına benzer
figürler göze çarpmaktadır.
Bu şekilde
biraz tarihsel geçmişinden sonra orada yaratılan ya da o dönem için yaşam için
tasarlanan yerin günümüzde tarihsel olarak ne kadar bilgi verdiğini
görebiliyoruz. Mimari için bence geçmişimizde nelerin nasıl oluştuğu ya da
tasarlandığını düşünürsek gelecekte yapacağımız işler için bize yol gösterice
de olabileceğini düşünüyorum.
Aslında
kendi görüşüm bu yapıları gördüğüm zaman geçen sene gezi düzenlediğimiz
Kapadokya’ya benzettim. Geçen sene işlediğimiz boşluklar ve doluluklar
kavramını ele aldığımda burada da oluşan boşluklar ve yaşam alanları aslında
bana bu benzetmeyi yapmamı sağladı.
Orada da
insanlar yaşam alanları için aslında bir alan yaratıyorlar ve o dönem için
kendileri için yatmak için alanların oluşması yemek yemek için alanların
oluşması gibi birçok yaşam alanlarından bahsedebiliyorduk.
Burada da
aynı şekilde bulunan bulgularda da göreceğimiz üzere üstte bahsettiğim bulunan
yeraltı merdivenleri olsun çeşmeler olsun mezarlar olsun aslında bu tanıma
biraz uyum sağladığını düşündüm.
Bir iç mimar olarakta zaten burada yaratılmak
istenen iç atmosfer ve inançlarına göre yaşam alanlarını oluşması bunlara en
güzel örnek diyebilirim.
Aslında bu
geziden ve benzerlik kurduğum Kapadokya’dan benim için önemli diyebileceğim
şeyler şunlardır diyebilirim ki; tarihsel olarak uygarlıklar da aslında
kendilerine hep yaşam alanları oluşturdukları oraya sahiplenerek doğayı
kullanmaya başlamaları diyebilirim. Bunlara orada olan yazılarda diyebiliriz
oluşturulmak istenen mezarlıklarda, yaşam alanları da aslında insanoğlunun
istemeden de altında yatan sebep birşeylerin tasarlanması düşünülmesi diyebiliriz.
Son olarak
diyebileceğim şey ise genelleyerek; o dönemlerde de insan olan şeyleri üstüne
koyarak yaşamaya çalışması ve gelişen dünya ile birlikte istenilen ve ihtiyaç
duyulan algıların her zaman gelişmesi olduğunu söyleyebiliriz. Bu o döneme ait
özellikler değil aslında; insanoğlu günümüzde de teknoloji ile birlikte her
zaman gelişen ve geliştirilmeye her zaman açık alanlar/yapılar oluşturulduğunu
tasarlandığını söyleyebiliriz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder